Anasayfam Yap | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

BU HAFTA 4’Ü YABANCI 6 FİLM VİZYONDA

PROYAS SİNEMASI BU DEĞİL..
“MISIR TANRILARI”
Kariyerinin başlarında “The Crow”, “Dark City” gibi iki esaslı film çeken kaç yönetmen tanıyorsunuz? Alex Proyas, sonraları Isaac Asimov’dan başarıyla uyarladığı “I,Robot” ile bilimkurguya hakimiyetini de ispatlamış bir isim. Mısır’da Yunan bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen sinemacının doğduğu topraklara, insanoğlunun yazılı tarihinin de öncesinde geçen bir hikayeyle dönmesi hepimizde heyecan yaratmıştı. “Mısır Tanrıları”, isminden anlayacağınız gibi Mısır’ın gizemli geçmişinde geçen bir film.

Gizemli çünkü eğer ünlü Sümerolog Zecharia Sitchin haklıysa, bir zamanlar, çok ama çok uzun zaman önce, Mısır ve çevresini “Tanrılar” ziyaret etmişti. Aslında onlar başka gezegenden gelmiş kimselerdi ama yerel halk, uzun ömürleri ve beraberlerinde getirdikleri güçlü silahları yüzünden onlara “tanrı” demişti. Her bakımdan son derece etkileyici gözükebilecek bir hikaye, maalesef “CGI bataklığı” diye özetleyebileceğimiz abartılı bilgisayar efektlerine boğulmuş. Doğrusu, Nicolas Cage’in başrolde oynadığı “Kehanet”te bile aldığı olumsuz eleştirilere rağmen hikaye anlatma bakımından vasatın altına düşmeyen Proyas’ın bu kez geçer not alamayacağından endişe ederiz.

Mısır tahtını ele geçiren acımasız tanrı Set ve ona karşı savaşanların umut bağladığı bir başka tanrı Horus’un mücadelesinin anlatıldığı filmde, başarılı olup olmadığı tartışılabilecek bilgisayar efektleri ve göz bozmaya aday savaş sahneleri o kadar fazla yer tutuyor ki, ilk izlenimimiz, bu filmi Alex Proyas’ın çektiğini söylemenin zor olduğu yönünde. Başrollerde Eric Bana ile “Game Of Thrones”un Jaime Lannister’ı Nikolaj Coster Waldau var ama onlar da efekt cümbüşü içinde kayboluyor. 140 milyon dolar bütçesi ve etkileyici set tasarımlarına diyecek lafımız yok ama o diyarlardan insana gerçekten dokunan, klişelerden uzak bir şaheser çıkmalıydı sanki.

KADRO İYİ AMA YA SONUÇ?
“HESAPLAŞMA”
Bazen çok iyi oyuncular, hatta efsane mertebesine ulaşmış isimler başrolleri paylaşır ve oynadıkları filmler vasatı ancak bulur. Al Pacino ve Robert De Niro’yu sadece bir kaç dakika karşılıklı oynarken izlediğimiz “Heat” nasıl bir başyapıta dönüştüyse, iki efsanevi aktörü saatlerce aynı sahnede izlediğimiz 2008 yapımı “The Righteous Kill” vasatı aşamamıştı, hatırlayacaksınız. “Hesaplaşma”da ise vasatı bile mumla arayabilirsiniz. Film, Al Pacino ile bir başka efsanevi aktörü, Anthony Hopkins’i kariyerlerinde ilk kez buluşturuyor ama asıl odak noktası, Josh Duhamel’in oynadığı genç bir avukat.

Sorun burada değil elbette, senaryoda. Ben Cahill isimli hırslı avukatımız, büyük bir ilaç firmasının acımasız yöneticisine karşı açılan davayı üstlenince başına gelmedik kalmıyor. Ama “Garez” serisinden bildiğimiz yazar-yapımcı Shintaro Shimosawa, ilk yönetmenlik deneyiminde, artık nasıl başardıysa, sıkıcı bir film çekmeyi başarmış. Afişe bakıp Pacino ve Hopkins’in ismini gördüğünüzde iyi bir film izleyeceğinizi düşünebilirsiniz ama beklentinizi düşürmeniz yararınıza olacaktır.

KANLI BİR DÖNEM FİLMİ..
“AŞK VE GURUR VE ZOMBİLER”
Öncelikle zombi evrenini bir dönem filmine taşımanın enteresan bir fikir olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fikrin kaynağı ise Seth Grahame-Smith’in çoksatan romanı. Roman, Jane Austen’in ünlü eseri “Aşk ve Gurur”a fantastik bir dokunuş getiriyor. Sonuçta ortaya, 19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen farklı bir macera çıkıyor. Ya sevecek, ya da nefret edeceksiniz, öyle bir fikir bu. Başrollerde Lily James ve Sam Riley var. Senarist-yönetmen ise Burr Steers.

FARKLI BİR İŞ..
“SENARİST”
Başarılı bir siyasi yazar olarak tanınan Adem’in, peşindeki gizemli adamları fark etmesiyle başlayan macera anlatılıyor filmde. Adem sonra fark ediyor ki, o adamları fark etmesi bir fark yaratıyor. Adem korkularıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Ortada bir takım entrikalar, gizemler, çözülmesi gereken bulmacalar var. Hulusi Orkun Eser’in yazıp yönettiği filmin başrollerinde Mustafa Uzunyılmaz, Dilara Büyükbayraktar ve Halis Bayraktaroğlu mevcut. Basit bir hikayeden insanlığın genel sorunları üzerine bir söylem geliştirme gibi bir derdi var filmin. İçine girilmesi biraz zor ama yerli sinemada farklı bir iş olduğu ortada.

ELI ROTH SUNMASIN LÜTFEN..
“ZEBANİ”
2014 tarihli bu Şili yapımı gerilim filmine mesafeli durmamızın iki nedeni var. Birincisi “Eli Roth sunar” cümlesiyle tanıtılması, ikincisi ülkemizdeki vizyon tarihinin sarkması. Eğer Eli Roth, bizim tanıdığımız Eli Roth’sa, onun önerdiği bir filmin en azından “Hostel” kıvamında olması beklenir. Ama bu hiç öyle değil. Daha çok, “Hostel” filmlerine öykünen bir Eli Roth hayranının çektiği aceleye gelmiş bir yapıma benziyor. Ama öyle de değil. Uruguaylı yazar-yönetmen Guillermo Amoedo, bugüne kadar sayısız filme imzasını atmış, hatta 2010 tarihli “Retorno” ile büyük övgüler almış bir isim. O zaman geriye tek bir seçenek kalıyor: olmamış bir filmle karşı karşıyayız. Her şeyden önce senaryoda “gizemli” demekle gizemli olunmadığını, bu duygunun seyircinin 6. hissinde yattığını kavramak gerek.

Kanada’nın küçük bir kasabasına kaybolan karısını bulmak için gelen “gizemli” bir adam, ortamı bir anda ısıtır. Ortalık, Eli Roth’un yapımcısı olduğu bir filmin olması gerektiği gibi kan gölüne döner. Ama neden? Çünkü adam gizemlidir. Sadece Eli Roth-stili kan banyosunu çok ama çok özleyenlere tavsiye olunur.

ÇAĞIRMASAYDINIZ O ZAMAN
“ÇAĞRILAN”
Bakın şimdi çok enteresan: Sinemaya meraklı bir grup genç canlı yayında korku filmi çekmeye karar verir. Kararları yeterince kötü değilmiş gibi çektikleri film de kötüdür. Dahası kötücüldür. Eş zamanlı olarak yayın da yaptıkları için çekilen her sahnede yaşanan gariplikler birebir insanların gözleri önünde cereyan eder. Sonra Eli Roth-vari olmasa da ortalık kan gölüne döner. Paranormal güçler arz-ı endam eder çünkü. Hüseyin Eleman’ın yazıp yönettiği filmin başrollerinde Akdora Akalın, Bahadır Karaca, Candaş Yılancı ve Meral Ceren Türk yer almış.


SH  27.02.2016

Facebook ta paylaş

 
 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

 

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2021 SanatsalHaber.com.