Anasayfam Yap | Künye | İletişim | Reklam

    Anasayfa

   Resim - Fotoğraf

    Sahne Sanatları
    Müzik - Konser
    Sinema - Tv
    Kültür - Edebiyat
    Tarih - Arkeoloji
    Tasarım - Mimari
    İnsan - Polemik
  ●  Bizden Haber
  ●  Yazarlar
  ●  Yasal Uyarı
  ●  Linkler

 

Bizi Facebook'tan Takip edin Bizi Twitter'den takip edin

 

Üye / Yazar Girişi

 Kullanıcı :

 Parola   :

  Kayıt Ol

 

 

Kuzgunun Rüyaları

ŞEHİR TİYATROLARI
İSTANBUL DEVLET TİYATROSU

  


 

 

 

 

 

 

HATAY ÇADIR KAMPLARINDAKİ ÇIBAN

Halep, Şam ve Lazkiye’de dört gün süren Suriye gezimiz Samandağ kapısında sona erdi. Bizi uğurlayan Lazkiye Kadın Birliğinin başkanıyla burada vedalaştık. Valizlerimiz ayrı bir araçla getirildi. Tuttuğum notları burada bırakmak istemiyordum, önce notlarımı kontrol ettim.

Yiyip içtiklerimizi, bize sunulan izzet ikramları şimdilik bir kenarda tutup, öncelikle gördüklerimi ve duyduklarımı anlatmalıyım. Suriye’de devlet ve halk yaralarını sarmakla meşgul iken şu çadır kamplar bizde sorun olmaya başladı. İlk aklıma gelen şu oldu:
Hatay sınırımızdaki çadır kamplarda olanlar, olacakların habercisi mi?
Gezdiğimiz şehirlerde en ufak bir çatışma yoktu, halk güven içinde işini yapıyordu. Alışveriş yerleri gece yarılarına kadar ışıl ışıl açıktı. Etrafı açık çayhanelerde genç kızlar nargile fokurdatıyordu. Bize batılı kanallardan gelen haberlerle bu görüntülerin hiç ilgisi yoktu.

Ancak, Türkiye sınırında kurulan kamplarda hiç de hoş olmayan şeyler ortaya çıkmaya başladı. Örneğin, zihnime mıh gibi kazınan Altınözü kampından gelen pis kokular…
Altınözü çadır kampından söz ederken Suriyeliler "tecavüz kampı" diyorlar. 400 göçmen kadın burada tecavüze uğramış ve 250 kadın hamileymiş. Kadınlar buradan bir yerlere götürülüp getiriliyorlarmış. Kamplarda erkeklere adam kesme, domuz bağıyla insan öldürme gibi eğitimler veriliyormuş.

Asker hastanesinde yaralıları ziyarete gittiğimizde anlatılanlar ve katliamı yapanların cep telefonlarıyla kaydedilmiş görüntüler de bu yöndeydi. Devrim şehidi Kubilay’ın ve Gonca Kuriş’in katlini anımsatıyor. O katliam, laik Suriye ordusuna ve polisine yönelikti ve 3 bin şehit vardı.

Altınözü kampı hakkında duyduklarımız kadınların din adına nasıl bir tuzağa çekildiklerine işaret ediyor. CHP’den geziye katılan bayan milletvekili arkadaşlarımız bu konuda araştırma komisyonu açılmasını önerecekler.
Hamile bırakılan kadınları Türk subaylarının hamile bıraktığı şeklinde, Suriye’de inanılmaz bir dedikodu daha var. Bunu bize söyleyenlere, "Siz de bunlara inanmayın, karşılıklı dezenformasyon bir merkezden yayılmaktadır. Türk subayı asla böyle şeylere tevessül etmez. Bakın bizim subaylarımız da Silivri'de tutsaktır. Vardiya Bizde platformundan eşleri aramızdadır” dedik.

Samandağ’da öğrendiğimize göre, Yayladağ’daki çadır kampın zemini önceden taş döşendi ve asfaltlandı, çevre köylüler görmüşler. Demek ki, buraya gelecekleri önceden biliniyordu.
Anlıyoruz ki, bu kamplarda oldurulacak bir çıban yaratıldı, bu çıban bir süre kangrene dönüştürülecek ve kanırtılacaktır. Böyle bir çıban sadece Suriye’yi ve sınırdaki Hatay’ı değil tüm ülkemizi üzecek sonuçlar doğurabilir.
Samandağ sahilinde dolaşan fısıltılara bakılırsa, Çevril tarafındaki tepelerden birinde füze kalkanı platformu hazırlanmış, haber kameramanlarının orayı çekmesi yasakmış. Bu sahildeki yazlık motellerde kışın Suriye’ye geçmek için gelen turistler kalırmış. İçlerinde Adıyaman'dan gelen kimi cemaat adamları da olurmuş, onların Şam'da binlerle ifade edilen müridleri varmış.

Bu söylentiler bana NATO’cu Kenan Evren’in açtığı kuran kurslarını ve onun Türkiye’de beslediği Suriyeli muhalif şeriatçı grup Müslüman Kardeşler’i hatırlattı. PKK çıbanını olduran, dağa çıkmalarına gerekçe yaratan da kendisiydi. Şimdi yine NATO karşımızda ayan beyan görünüyor.

Antakya’da duyduğumuz fısıltı haberlerle devam edelim. Antakya garajınde gece 24 den sonra kamplardan çıkartılan kızlar buraya getirilip pazarlanıyormuş. Eğer doğruysa, bir çıban da burada olduruluyor demektir. Antakya erkekleri buna tevessül etmeyecek kadar aile kültürüne sahiptir, bu çirkinliği oradan temizlemek görevi öncelikle Antakyalılarındır.

Bir haber de şu, Yayladağ kampında 700 kadar polis görevliymiş ve kamptan 35 kadın kaybolmuş. Bunun üzerine 400 kadar polise görevden uzaklaştırma cezası verilmiş. Bu olay, polis içerisinde temizlik bahanesi yaratıldığı şeklinde algılanmaktadır. Anlaşılan odur ki, yaratılan çıbanın bizdeki beklenen sonuçları alınmaya başlanmıştır.

Bir haber daha; Yayladağ kampının hemen yanındaki köy okuluna onların okul çağındaki çocuklarını almışız ve okula Arapça bilen bayan öğretmen göndermişiz. "Biz başı açık öğretmen istemiyoruz" diye okulun camlarını taşlamışlar. Tabldot yemeği dökmüşler, "Bunları yemeyiz, kebap istiyoruz" demişler. Kendilerine vaad edilenleri, yüksek maaş ve villaları istiyorlarmış.

Bu anlatılanlar hep kadınlar üzerine. Ancak orada erkeklerin ne yaptıkları konuşulmuyor. Adeta kamptaki erkekleri gözden uzak tutmak üzere bir taktik izleniyor. Suriye'de "o çadırlarda adam kesme eğitimi veriliyor" diyorlar. Bizi davet eden Suriye Kadın Birliği yöneticileri, bizden o çadırların kaldırılması için bir şeyler yapmamızı, bu konuya dikkat çekmemizi rica ettiler. Onlar bunu söylemese de gazeteci olarak benim görevim zaten budur.

Şahsen endişem odur ki, bu tecavüz çadırları bir gün başımıza büyük bela olacak. Buradan her gün yeni bir gündem yaratılarak sorun tırmandırılacak, ta ki Fransız ve diğer emperyalistler BM barış gücü adı altında, kovuldukları bu yerlere geri gelene kadar. Asıl büyük sorun ondan sonra başlayacak tabii; kovmak için bir Mustafa Kemal daha gerekecek.

Banu Avar’ın “Böl ve Yut” kitabında sözünü ettiği, önce Sudan’da sonra Mısır’da görev yapan CİA ajanı Liam Stack’ın burada iş başında olduğunu düşünebiliyorum. Çünkü, Avar’ın yaptığı roportaj sırasında Stack, alaycı bir şekilde "belki Mısır'dan sonra sıra Türkiye'ye gelir oraya giderim" demişti. İhtimal, şimdi New York Times’ın Hatay şubesidir.

Hatay sınırındaki çadır kamplarda emperyalizmin işbirlikçisi küçük bir ordu tutulduğu bellidir. Beri yandan, Hatay’a yerleşmiş CİA ajanlarının olduğu, her iki tarafın birbirine düşman edilmesi için dezenformasyon haberlerin oradan yayıldığı anlaşılmaktadır.

Arap dünyasını yakan ateş çemberinin Suriye ve Türkiye’yi kuşattığı görülüyor. Bütün bu yaşananları ve dezenformasyonu, küresel çetenin BOP adlı savaş planı olarak algılayalım, iki kardeş ülkenin birbirine düşman edilmesinden menfaat umanlara fırsat vermeyelim.

Suriye’de bizim için haykırdıkları Arapça “Suriye Türkiye birdir!” sloganıyla bitiriyorum:
Suriye Turkiye vahid!
Suriye Turkiye vahid!


Mahiye MORGÜL
7.11.2011

Facebook ta paylaş


Yazarın Tüm Yazıları...  -   Yazar'a mesaj yaz  -   Yorum Yaz 



 

Yorum Yaz

 

Tavsiye Et

Okuyucu Yorumları


 

SanatsalHaber Basın Konseyi üyesi olup Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. SanatsalHaber'de yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede yayınlanan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Copyright © 2008-2021 SanatsalHaber.com.